TOPLUM

“Kürtçe kalbin, Türkçe müziğin, Ermenice kederin ve acının dilidir…” Lusin Dink imzalı ‘Saroyan Ülkesi’ erişime açıldı

gazetekarinca.com – Lusin Dink’in yazıp yönettiği 2013 yapımı ‘Saroyan Ülkesi’ erişime açıldı. Belgeselle kurmacanın iç içe geçtiği film, dünya edebiyatının önemli isimlerinden Ermeni yazar William Saroyan’ın ruhunu sarmalayan ülke özlemini, köklerinin olduğu Bitlis’e yaptığı yolculuğu ve bir zamanlar bu topraklarda yaşananları anlatıyor.

“Belli bir yerdeki toprak parçası mıdır? Oradaki ırmaklar mı? Göller mi? Gökyüzü mü? Ayın doğuşu mu? Güneş mi? İnsanın ülkesi ağaçlar mı, bağlar, çimenler, kuşlar, kayalar, tepeler ve dağlar ve vadiler midir? İklim midir? Bir yerin ilkbaharı, yazı ve kışı mıdır? Kulübeler ve evler, şehrin sokakları, masalar ve sandalyeler, çay ve sohbet midir? Yaz sıcağında dalında olgunlaşan şeftali midir? Toprakta yatan ölüler midir? Göğün altında, o ülkenin her yerinde konuşulan dilin sesi midir? Genizden ve yürekten gelen şarkı mıdır? O dans mıdır? İnsanın ülkesi havaya, suya, toprağa, ateşe ve hayata ettiği şükran duaları mıdır? Gözleri midir? Gülümseyen dudakları mıdır? Keder midir?” 

İnsanın ülkesi neresidir?” sorusuna 20. yüzyıl dünya edebiyatının önemli yazarlarından William Saroyan bu sorularla yanıt veriyor.

Lusin Dink’in yazıp yönettiği, Saroyan’ın bu sorularına yanıt da olan Saroyan Ülkesi (2013) adlı belgesel-kurmaca film erişime açıldı.

Film, William Saroyan’ın ruhunu sarıp sarmalayan ülke özlemine olan yolcuğunu anlatıyor.

Sürgün edilen bir Ermeni ailenin çocuğu olarak 1908’de ABD’nin Kaliforniya eyaletinin Frosne kasabasında doğan ve kendisini her daim Ermeni, Amerikalı ve Bitlisli olarak tanımlayan Saroyan, 1964’te Türkiye’ye gelerek ‘ülkem’ dediği Bitlis’i ziyaret eder.

Film, Saroyan’ın 1964’te yaptığı yolculuğun yolundan gitmez. 1900’lü yılların başında ailesinin ülkesinden sürgün edildiği yıllardan başlar.

Saroyan’ın canlandırılmasıyla başlayan filmde Saroyan, Trabzon’dan başlayıp sırasıyla Gümüşhane, Erzurum, Ağrı, Van’a oradan da “ülkem” dediği Bitlis’e uzanan, uzun upuzun bir Anadolu yolculuğuna çıkar.

Film söyleşilerden, Saroyan’ın öykü canlandırmalarından ve kendi sözlerinden bir araya gelen belgesel ile kurmacanın iç içe olduğu bir kolaj yapısıyla şekillenir.

Gerek yol arkadaşlarının tanıklıkları, gerekse Saroyan’ın yazdıkları, anıları ve annesi ile babasının anlattığı hikâyeler aracılığıyla ülkesine olan tutkusu, özlemi, sevgisi, acısı, umudu, umutsuzluğu yansıtılır.

Saroyan; filmde bir çocuk olarak vardır, bir yetişkin olarak ise bir gölge, bir sesten ibarettir.

Masallardaki gibi olmayan Bitlis

Saroyan’ın ülkesine olan yolculuğu bir iç geçiştir. Saroyan nereye çevirse gözlerini, nereye baksa bunca yıldır uzak kaldığı ülkesinin yollarında kapkara yıkıntılar ile karşılaşacaktır.

Annesinin anlattığı öykülerin geçtiği sokaklarda dolaşacak, mahallelerin tozuna toprağına, evlerine dokunacak, o evlerde annesinin anlattığı dillerin türküsünü arayacak, ancak bulamayacaktır. Çünkü bunca yıldan, bunca ölümden sonra gördükleri annesinin ve babasının anlattığı masallardaki gibi değildir.

Annesi Saroyan’a “Bitlis’te üç dilin” konuşulduğunu söylemiştir; “Kürtçe kalbin, Türkçe müziğin, Ermenice kederin ve acının dilidir…” demiştir. Ancak Saroyan Bitlis’te sadece Kürtçe ve Türkçe konuşulduğunu görecektir.

“Üç halkın bir arada yaşadığı ülke” olarak hayal ettiği Bitlis’te, Ermenice konuşan tek bir kişiye rastlayamaz Saroyan.

Daha fazlasını göster
Back to top button