ANASİYASET

İran-Türkiye diplomatik savaşı

İran-Türkiye diplomatik savaşı bitti mi?

Türkiye Cumhuriyeti Neo-Osmanlı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tümüyle Türk damgasına sahip olan “lirik patlamaları” gürültülü oldu ve fark edilmeden geçip gitmeyerek, bir keresinde hapis cezasıyla sonuçlandı, diğerinde ise diplomatik bir skandala dönüştü.

1998’de İstanbul belediye başkanı iken İslamcı odaklı Refah Partisi üyesiyken, partinin feshedilmesi ile ilgili bir protesto mitinginde söz alıp, Pan-Türkizm ve Pan-Turanizm ideologu Ziya Gökalp’in şiirlerini okuması, bir isyan ve nefret çağrısı olarak kabul edildi ve bundan dolayı 10 ay hapis cezasına mahkûm edildi.

Erdoğan, savaşın kışkırtıcısı ve başkomutanı olduğundan dolayı, 10 Aralık’ta Zafer Geçit Törenine katılmak üzere Bakü’ye davet edildi.

Erdoğan buradaki amacına tam olarak ulaşamasa da, yine de, zafer sarhoşluğuyla, kendisini Pan-Azerbaycaniz ve Pan-Türkizm “lirik patlamalarına” vererek, İran-Türkiye diplomatik savaşına yol açmıştır.

Bakü’deki konuşmasında, 1813’de Gülistan Antlaşması ile İran ile Çarlık Rusya arasında sınır haline gelen Aras Nehri ve nehrin kuzey kesiminin ayrılmasına yönelik mateme ithaf edilen, İran’ın Azerbaycan vilayetlerinde bilinen “Araz bayatisi”ni dile getirmiştir.

 Erdoğan’ın Pan-Türkizm lirizmi, 11 Aralık’ta Dışişleri Bakanı Mohammad Cavad Zarif’in Twitter sayfasındaki bir gönderinin ardından İranlı politikacılar, tanınmış isimler ve medya tarafından gelen güçlü ve yaygın bir muhalefetle karşılandı.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Saeed Khatibzadeh, Erdoğan’ın “lirik patlamasını” İran’ın toprak bütünlüğüne müdahale olarak nitelendirdi.

Türk büyükelçisine, Tahran’ın bakış açısından imparatorluk ve toprak emelleri, yayılmacılık ve savaş günlerinin sona erdiğinin söylendiğini vurguladı.

Hatibzade, benzer bir müdahaleye izin verilmeyeceğinin de söylendiğini vurguladı.

Aynı gün, Tebriz’deki Türk Konsolosluğu önünde Erdoğan’ı eleştiren sloganlar atılan protesto mitingi 6 maddelik kınama açıklamasıyla sona erdi.

Erdoğan’ın “şiiri” de İran’ın içişlerine müdahale olarak nitelendiren Doğu Azerbaycan Valisi Purmohammadi tarafından kınandı ve gerekirse tüm İranlı çocukların vatan uğruna canlarını feda edecekleri belirtildi.

İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, Erdoğan’ın sınır değişikliği konusundaki hevesini gericilik sayarak, bu tür değişikliklerden zarar görecek olanın kesinlikle İran olmayacağını vurguladı.

Erdoğan’ı kınayan bazı milletvekilleri ve siyasetçiler de, İran’ın Güney Kafkasya’da yaşananlar konusundaki çekimser tutumunu şiddetle eleştirdi.

Milletvekili Maasud Ahmadibilaş, mecliste yaptığı konuşmada, Erdoğan’ı suçlayarak, kendisini Ermenilere, Süryanilere ve diğer milletlere karşı soykırım yapmış bir Osmanlı padişahı olarak gördüğünü vurguladı.

Ardından yürütme ve yasama otoritelerinin benimsediği çekimser politikayı suçlayarak, İran’ın Artsakh’a yönelik Türk-Azerbaycan saldırısı sırasında neler yapması gerektiğini birkaç noktada ana hatlarıyla belirterek, İran’ın Ermenistan’a destek olması gerektiğini vurguladı.

Bu bağlamda, belki de İranlıların en popüler sözlerinden biri olan “Sohrab’ın ölümünden sonra hayat ilacı” sözlerinden bir alıntı yapmak yerinde olacaktır, çünkü özellikle İran’ın burnunun dibinde yaşayacak olan teröristlerin katılmış olduğu savaş, bu ülkeye net bir konum vermiştir.

Binlerce olmasa da, konuyu ele alan yüzlerce İran medyası, Erdoğan’ı farklı şekilde etiketleyerek hitap etti, birçok analiz yazıldı, Erdoğan ve yayılmacı dış politikası sert bir şekilde eleştirildi.

Hatta İran’ın Ukrayna Büyükelçisi Manuçehr Morad, bazı kişilerin İranlıların gururu Nizami’yi ve diğer ileri gelenleri cahilce özelleştirmek istediklerini belirterek konuya değindi.

Ankara da karşılıklı olarak İran büyükelçisini Dışişleri Bakanlığı’na davet etti ve “Anadolu” ajansına göre, Türkiye Cumhurbaşkanı aleyhinde mesnetsiz suçlamalarda bulunulduğu şikâyet edildi ve Zarif’in memnuniyetsizliğini ifade etmek için mevcut birçok seçenek arasından bir Twitter gönderisi seçmiş olmasından üzüntü duyulduğu ifade edildi.

Bununla birlikte, İran’da bir kararlılık göstergesi olan tepki, İran’daki Pan-Türkizm dalgasını durdurmak ve Türkiye’yle diplomatik savaşı sona erdirmek için Ankara’yı son 5-6 yıldır sürdürdüğü “özür” politikasını yeniden benimsemeye zorladı.

Böylece, 12 Aralık’ta Türk Dışişleri Bakanı’nın girişimiyle Zarif-Çavuşoğlu arasında, Erdoğan’ın, İran’ın egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygı duyduğu ve şiirden habersiz olduğu vurgulanarak haklı çıkarmaya çalışıldığı bir telefon görüşmesi yapıldı.

Çavuşoğlu, Erdoğan’ın o şiirde Laçin ve Karabağ’ı ima ettiği ve bu yüzden de şiiri Bakü’de dile getirdiğini vurguladı.

Ankara, hedeflerine ulaşmak için, mantıksız da olsa diplomatik taktiklere başvurdu.

Şimdi de, Joe Biden yönetimindeki ABD’nin Ortadoğu politikasındaki olası değişikliği ve yalnızca dış görünüşe göre kabul ettiği, İran -5 + 1’e geri dönme olasılığını dikkate alarak, İsrail ile ilişkileri normalleştirmek için çaba sarf etmektedir.

Emma BEGİCANYAN

Daha fazlasını göster
Back to top button