ANASİYASET

Yeni jeopolitik gerçekliği

Analistlere göre Güney Kafkasya’nın yeni jeopolitik gerçekliği

Son Karabağ savaşı, Güney Kafkasya’nın jeopolitik manzarasını önemli ölçüde değiştirdi.

Analistler Nigar Göksel, Sergey Markedonov ve Eldar Mammadov’un katılımıyla Kafkasya yayınında düzenlenen ve “Amerika’nın Sesi” tarafından sunulan tartışma, bu konuyla ilgiliydi.

Analist Sergey Markedonov’un bir yandan rekabetçi, diğer yandan işbirliği yanlısı olarak tanımladığı iki büyük bölgesel güç, Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkiler, özellikle bugün Güney Kafkasya’daki yeni gelişmelerde kilit önem taşımaktadır.

Analist, tarafların anlaşmazlıkları çözebildiğinden dolayı, Moskova ile Ankara arasında doğrudan bir çatışma olasılığının düşük olduğunu düşünmektedir.

Türkiye örneğinde, Markedonov’a göre Rusya bir ikilemle karşı karşıyadır.

Moskova, Ankara’yı bir yandan Batı’da, özellikle eylemleri her zaman ABD çıkarlarıyla örtüşmeyen NATO kampında sorunlu bir ortak olarak görürken, diğer yandan Türkiye’nin davranışı her zaman Rusya yanlısı ve Moskova’nın çıkarına olmamaktadır.

Analist, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin Kafkasya ile sınırlı olmadığını vurgulamaktadır.

Bu ilişkiler, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Ukrayna ve Kırım gibi diğer bölgeleri ve sorunları da içermektedir.

Moskova, Ankara ile seçici işbirliği yapmayı tercih ediyor.

Markedonov, Dağlık Karabağ ihtilafı sırasında Rusya’nın, Türkiye’den farklı olarak Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir denge sağlamaya karar verdiğini vurguluyor.

Uluslararası Kriz Grubu’nun Türkiye projeleri müdürü Nigar Göksel’e göre Türkiye, Rusya’nın bölgedeki etkisini hesaba katmaktadır.

Türk tarafının Dağlık Karabağ’daki son savaşa aktif katılımının, ideolojik veya etnik temelleri olduğuna inanmamaktadır.

Göksel’e göre Ankara kendi çıkarlarına göre hareket etmekte olup, uzun zamandır Ermenistan üzerinden Rusya, Azerbaycan ve Orta Asya’ya ulaşım yollarını yeniden açmakla ilgilenmektedir.

Erdoğan hükümeti tarafından önceki yıllarda benimsenen “Ermenistan dahil komşularla sıfır sorun” politikası başarısız olmuş, bu nedenle Türkiye, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ çevresindeki yedi bölgeyi ele geçirmeden, yolların yeniden açılmasının imkansız olacağına karar vermiştir.

Erdoğan ayrıca Azerbaycan’ı destekleyerek iç siyasi hedeflerin peşinden gittiğini ve müttefiklerine Türkiye ile işbirliğinin ne kadar yararlı olduğunu göstermiştir.

Ermenistan-Türkiye yakınlaşmasıyla ilgili olarak Göksel, Türkiye’nin Ermenistan ile sınırını kapatmasının, Ankara’nın Azerbaycan’a olan sorumluluğuna bağlı olduğuna inanmakta olduğunu, ancak şimdi yedi bölge meselesi artık gündemde olmadığına göre, Ankara’nın, durumun kırılganlığını, çözüm sürecinin ağır işlemesini ve kamuoyunu hesaba katarak, işbirliği ile ilgilenebileceğini belirtmektedir,

Analist Eldar Mammadov, İran’ın bölgedeki rolü hakkında konuşarak, son savaştan önce statükonun İran için faydalı olduğunu vurguladı.

Dağlık Karabağ’ın ve komşu bölgelerinin Ermeni kontrolü altında olması, Nahçıvan ve Türkiye ile kara bağlantıları için Bakü’yü Tahran’a bağımlı kılmaktaydı.

Analiste göre İran, Güney Kafkasya’da baskın bir rol iddiasında olmamakla birlikte, azalan etkisinden ve özellikle de Türkiye ve İsrail olmak üzere bölgedeki diğer oyuncuların faaliyetlerinden endişe duymaktadır.

Memmedov, daha fazla gerginlik olması durumunda, Güney Kafkasya’daki güç dengesini yeniden tesis etme konusunda Ermenistan’ı desteklemek için İran’ın daha net bir politika izlemesini beklemektedir.

İran, kuzey sınırlarının güvenliği, ülkenin kuzeyindeki Azeri milliyetçiliği, İsrail ve Türkiye faktörü, özellikle de tehdit olarak gördüğü ve bölgeye kaydırılan Sünni cihatçı faktörüyle ilgilenmektedir.

Analistler, AB ve ABD’nin Güney Kafkasya’daki rolünün son yıllarda azaldığını belirtmekle birlikte, bölgesel güçlerin, Batı’yı politikalarını formüle etmede kilit bir faktör olarak görmüş oluklarını vurgulamaktadır.

Daha fazlasını göster
Back to top button