ANASİYASET

Türkiye’nin ön koşulları

Artsakh sorunu, Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmesinin ön koşulu olmaya devam ediyor

Ermenistan Ulusal Bilimler Akademisi akademisyeni Türkolog Ruben Safrastyan, bugün Ermeni-Türk ilişkilerinin normalleşmesi için gerçek bir fırsat görmüyor.

Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi beklentilerine ve yeni hükümetin beş yıllık programının dış politika bölümünde Ermeni-Türkiye ilişkilerine ilişkin noktaya ilişkin yoruma değinen Safrastyan, her iki tarafın da tutumlarının 30 yıldır değişmemiş olduğu, yani Ermenistan’ın eskisi gibi ön şartsız diplomatik ilişki kurmaya taraf olup, Türkiye’nin ise ön şartlar öne sürdüğünü belirtti.

Türkolog’a göre, ekonomik ve siyasi faydalar getirmeyeceğinden dolayı, Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirmeye yönelik ciddi bir arzusu yok, ikinci de Türkiye, savaşın harap ettiği Ermenistan’ı, Artsakh’ta taviz vermeye zorlamayı umuyor ve Ermeni Soykırımı’nın tanınması ve toprak meseleleri konusunda 30 yıldır baskı yapıyor.

Ancak Ruben Safrastyan, Ermenistan’ın, şimdiye kadar olduğu gibi bu baskılara taviz vermeyeceğinden emin.

18 Ağustos’ta Ermenistan Hükümetinin 2021-2026 bütçesi yayınlandı. “Dış Politika” bölümünde yer alan programın Ermeni-Türk ilişkileri ile ilgili bir alt başlığı da bulunuyor.

Programdan, Ermeni hükümetinin bu konuda aynı tavrını koruduğu açıkça görülüyor:

Ermenistan, Türkiye ile önkoşulsuz ilişkileri normalleştirmeye hazır.

Ermeni-Türk ilişkilerine ayrılan paragrafta, diplomatik ilişkilerin olmaması ve sınırların kapalı olması ile birlikte, bölge barışı ve sürdürülebilir kalkınma üzerinde olumsuz etki yaratan, 2020’deki 44 gün süren savaşta Türkiye’nin açık müdahil olduğu vurgulanmaktadır.

– Sayın Safrastyan, aslında, daha önce olduğu gibi, bugün de Ermenistan’ın Ermeni-Türk ilişkileri konusundaki resmi tutumu aynı: ilişkilerin ön koşulsuz normalleşmesine hazırız.

Bölgede son bir yılda meydana gelen önemli değişiklikler göz önüne alındığında, bu konumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Evet haklısınız.

Nitekim bağımsızlığını yeni kazanmış Ermenistan, varlığının ilk gününden itibaren Türkiye ile ilişkileri ön koşulsuz normalleştirme politikasını benimsemiş ve aynı zamanda Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi için en başından itibaren önkoşullar koymuştur.

Bu ön koşullar çok iyi biliniyor, üç tanedir, tekrarlanması gerekmez.

İkinci durum ise: Şunu belirtmek gerekir ki, Ermenistan ön şartsız kabul ettiğini açıklarken, Türkiye 30 yıldır önkoşullar koymaktaydı, bundan dolayı da ilişkiler kurulmadı.

Buradan da, Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirmek istemediği sonucu çıkıyor.

En azından ciddi bir arzu yok.

Böylece, Türkiye’nin bu yaklaşımı aslında devam ediyor.

Yani her iki ülke de eski yaklaşımlarını sürdürüyor.

Durum, savaştan bu yana önemli ölçüde değişti.

Türkiye’nin bu savaşa katılımı, hükümetin programında da belirtildiği gibi, durumu sadece Ermeni-Türk ilişkileri alanında değil, genel olarak bölgede önemli ölçüde değiştirdi.

Türkiye, daha önce Ermenistan’a karşı bir zorlama politikası izlerken, şimdi açıkça düşmanca bir politika izlemektedir ve Azerbaycan’ı, Ermenistan üzerindeki baskıyı artırmak, Ermenistan’ın talep ettiği tavizleri elde etmek için kullanmayı hedefliyor.

Dolayısıyla, mevcut koşullarda Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi için gerçek bir fırsat görmüyorum.

– Elbette uzmanlar ve biz, Türkiye’nin bu üç şartının ne olduğunu hatırlıyoruz, fakat okuyucular için bir kez daha hatırlatalım.

– Her şeyden önce Ermenistan’ın, Kars Antlaşması’nı (1921) kabul ettiğini en üst düzeyde teyit etmesidir.

İkinci ön koşul, Ermenistan’ın Artsakh Ermenilerinin kendi kaderini tayin hakkını tanımayı, Artsakh Cumhuriyeti’ne yardım etmeyi ve müttefik ilişkiler kurmayı reddetmesiydi.

Üçüncüsü ise, Türkiye, Ermenistan’ın Ermeni Soykırımını uluslararası düzeyde tanıma politikasından vazgeçmesini talep ediyor.

– 2020’ye kadar Türkler, Dağlık Karabağ sorununu, Azerbaycan için arzu edilen bir şekilde çözülebilmesi için birincil ön şart olarak koydular.

Ne yazık ki, 44 günlük savaştan sonra, Türkiye’nin çok yönlü çabaları ve Azerbaycan’a kapsamlı yardımları da dâhil olmak üzere, bu hedefe çok yaklaştılar.

Şimdi ne diyecekler?

Genel olarak, şimdi Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesini engelleyen nedir?

– Biliyorsunuz tabii ki, Azerbaycan ve Türkiye, Artsakh sorununu hayal ettikleri gibi çözemedi.

Rus barış güçleri orada bu planları fiili olarak engelledi.

Bu yüzden, Artsakh sorunu bir ön koşul olmaya devam ediyor.

O halde nedir engelleyen?

Çok önemli bir soru sordunuz.

Dediğim gibi, Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirme konusundaki isteksizliği engelliyor, çünkü Türkler Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesinin kendilerine bir şey vermeyeceğini düşünüyorlar.

Ekonomik olarak Ermenistan büyük bir pazar değil.

Politik olarak bunda olumlu bir değişiklik görmüyorlar.

Öte yandan, Türkiye’nin jeopolitik hesapları var, Ermenistan’ın denize erişimi yok, denize erişim sağlamak için Türkiye ile ilişkileri normalleştirmekle ilgilenmeli, abluka altında ve Türkiye sınırının açılması için fırsatlar arıyor.

Bunun için Ermenistan’ın taviz vereceğini düşünüyorlar, fakat Ermenistan şimdiye kadar taviz vermedi, vermeyeceğinden de eminim.

Ayrıca Türkiye’de Ermenistan ile ilgili ne tür planlar olduğunu anlamaya çalışmalıyız.

Bence, Ermenistan’la ilgili planları savaştan sonra değişti, çünkü Azerbaycan onların yardımıyla kazandı, Ermenistan’dan şimdiye kadar aldıklarından daha büyük tavizler koparabileceklerini düşünüyorlar.

Bu yüzden baskıyı arttırıyorlar, askeri tatbikatları artıyor, siyasi söylemler yoğunlaşıyor.

Yani özellikle bu aşamada Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesinin kendilerine bir şey vermeyeceğini düşünüyorlar, bu yüzden ilişkileri normalleştirmek istemiyorlar.

Türkiye’nin şu ya da bu liderinin açıklamalarını ise, geleneksel Türk politikasının dışavurumu olarak görüyorum.

– İstediklerini zorla elde edebileceklerini düşündüklerinden dolayı mı istemiyorlar?

– Evet, Ermenistan’ın savaşı kaybettiğini ve şimdi baskıyı arttırırlarsa Ermenistan’dan yeni tavizler alacaklarını düşünüyorlar.

– Bu bağlamda, en çok tartışılan konulardan biri, birkaç yıl önce Ermenistan’da birçok insanın inanmadığı, ancak şimdi durumun dramatik bir şekilde değiştiği için açık bir tehlike olan Pan-Türkizm programıdır.

Bugün Türkiye ve Azerbaycan’ın asıl amacının bu olduğunu söyleyebilir miyiz?

– Evet, Türk siyasetinin derinliklerine inersek, Türkiye’nin sadece Ermenistan için değil, bölgede de ne gibi hedefleri olduğunu kendimize sormalıyız.

Pan-Türkizm ideolojisinin, artık Türkiye’nin dış politikasında çok önemli bir yön haline gelmiş olduğunu da burada vurgulamalıyız.

Örneğin, sözde “Şuşi Deklarasyonu”nda bu ifade edilmiştir.

Aliyev ve Erdoğan’ın imzaladığı belgede Türkiye ile Azerbaycan’ın daha derinden bütünleşmesi gerektiğine dair bir madde vardı.

Ben bunu, Rusya ve Beyaz Rusya gibi bir Türkiye-Azerbaycan federe devletinin ortaya çıkmasına yol açacak bir sürecin başlangıcı olarak tanımlıyorum.

Ancak Pan-Türkizm yönelimiyle ilgili çok net bir şekilde ifade edilen bir nokta da vardı.

Aslında Türkiye’nin, Azerbaycan ile entegrasyonunu Pan-Türkizm programlarının uygulanmasında ilk adım olarak gördüğü sonucuna varabiliriz.

Diğer ülkelerin Türkiye ve Azerbaycan’a entegre etmesinin önü açılıyor ve bu yönde özellikle askeri işbirliği alanında ciddi çalışmalar yapılıyor.

Türkiye aktif olarak Türkçe konuşan ülkelere silah satıyor, Türkiye savunma bakanı sık-sık bu ülkeleri ziyaret ediyor ve bu ülke liderleri Türkiye’ye geliyor.

Türkiye’nin Pan-Türkizmi dış politikasının önemli yönlerinden biri haline getirdiğini artık rahatlıkla söyleyebiliriz.

Elbette Neo-Osmanlıcılık ve İslamcılık da devam ediyor.

Her üç yön de Türkiye’nin dış politikasında mevcuttur, ancak şu anda Pan-Türkizm programlarının uygulanmasını daha fazla tercih ettiklerini düşünüyorum.

– Yani zaman değişiyor, fakat Pan-Osmanlıcılık, Pan-İslamcılık ve Pan-Türkizm gibi birkaç ana yön, hala Türkiye’nin gündeminde mi?

– Tabii ki, sadece zaman-zaman biri aktif hale gelir, diğerleriyle daha az ilgilenirler.

Şimdi Pan-Türkizmin daha aktif olduğu dönem bence.

– Aliyev son günlerde özellikle sınırsız, kabul edilemez açıklamalarıyla dikkat çekiyor, hatta Ermeni yerleşim yerlerine kendi isimlerini bile veriyor.

Aliyev’in Sünik’le ilgili açıklamalarının, bu planla ne ilgisi var?

– Elbette, Sünik’in Pan-Türkistler için kilit öneme sahip olduğunu hepimiz iyi anlıyoruz, çünkü Sünik, Türkiye ile Azerbaycan arasında doğrudan temas kurma fırsatı veriyor.

Bu yüzden yıllar önce, Sünik’in Türkiye ve Azerbaycan’ın saldırgan emellerinin ana hedefi olduğunu söylemiştim.

İkincisi, bazı yorumcuların aksine, Aliyev’in açıklamalarını, saçma gibi görünmesine rağmen, ciddiye alıyorum, çünkü kendi hesaplarına göre, bu şekilde zemin hazırlıyorlar ve Türkiye ve Azerbaycan’ın ilerideki faaliyetleri için gerekçe hazırlıyorlar.

Dolayısıyla bu ifadeler de amaçlarına hizmet etmektedir.

– 9 Kasım tarihli üçlü açıklama metninde, bölgedeki ekonomik ilişkilerin yeniden başlamasından ve Nahçıvan ile Azerbaycan arasında iletişiminin kurulmasından bahsedilmektedir.

Ermenistan, bölgesel iletişimin yeniden kurulmasına desteğini açıklarken, Azerbaycan ısrarla sözde “Zangezur Koridoru”ndan söz ediyor.

Azerbaycan’ın hayal ettiği “koridor” ile ulaşım iletişimini yeniden kurmak arasındaki fark nedir?

– Anlaşmada adı geçmeyen, sözde “koridor”u ele geçirmek, Ermenistan’ın egemen topraklarının bir kısmını kontrol altına almak, demiryolları ve karayolları inşa etmek, o bölgeyi Ermenistan’ın egemenliğinden çıkarmak istiyorlar.

Hedefleri budur.

Lakin 9 Kasım açıklamasında böyle bir şey yok.

Dolayısıyla, bu baskıyı kullanarak amaçlarına ulaşabileceklerini sanmıyorum.

– Savaştan sonra hem Ermenistan hem de Türkiye liderleri ikili ilişkiler hakkında konuştular.

Nikol Paşinyan Nisan ayında, bölgede kalıcı barışın tesisi için Türkiye’nin Ermenistan’a yönelik düşmanca politikadan vazgeçmesi gerektiğini söylemiş ve Erdoğan 24 Nisan’dan birkaç gün sonra Türkiye’nin Ermenistan ile iyi komşuluk ilkesine dayalı ilişkiler kurmak istediğini açıklamıştı.

Ermeni tarafı bu “mesajı” aldığını, lakin sözle değil, Türkiye’nin pratik adımlar atması gerektiğinin altını çizdi.

Bu ilişki hakkında ne tahminler yürütebiliriz?

– Evet, Türkiye geleneksel diplomasisini kullanıyor, bir şey söylüyor, başka bir şey yapıyor.

Dolayısıyla dürüst olduğunu ispatlamak için (Türkiye nasıl dürüst olabilir ki), Türkiye’nin somut adımlar atması gerekiyor.

30 yıldır Türkiye’nin, dediğim gibi, Ermenistan’a karşı bir zorlama ve baskı politikası izlediğini, son zamanlarda ise Ermenistan’a karşı daha düşman hale geldiğini gördük.

Ermenistan’ı, Türkiye’nin politikasını değiştirdiğine ikna etmek için somut adımlara ihtiyaç var.

Lakin somut bir adım göremiyorum, bu yüzden Türkiye ile ilgili çalışmanın sonuçlarına dayanarak, Türkiye’nin gerçekten Ermenistan ile ilişkileri normalleştirmek istediğine inanmıyorum.

Aksine, hedeflerine ulaşmak için, Ermenistan üzerindeki baskıyı sürdürmeye çalışıyor.

Daha fazlasını göster
Back to top button