ANAERMENİ SOYKIRIMISİYASET

“Sessiz çan kulesi” Sumgait

Artsakh hareketinin “Sessiz çan kulesi” Sumgait ve Azerbaycan’ın propaganda blöfleri

35 yıl önce, 27-29 Şubat 1988 tarihlerinde Azerbaycan makamlarının kışkırtmasıyla ve suç teşkil eden eylemsizliğin bir sonucu olarak, Sumgait şehrinde çocuklar, kadınlar ve yaşlılar da dâhil olmak üzere, yüzlerce Ermeni’nin ölümüne ve binlerce kişinin zorla yerlerinden edilmesine yol açan toplu Ermeni pogromları gerçekleşti.

Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, Sumgait’te Ermenilere yönelik katliamın 35. yıl dönümü münasebetiyle bugün bir açıklama yayınladı.

Uzmanlar, Azerbaycan’ın sürekli yalanlar öne sürerek, her şeyi çarpık bir aynada dünyaya sunmaya çalışırken, Ermenistan’ın siyasi bir değerlendirmeye ulaşmak için, Sumgait katliamının peşine düşmesi gerektiğine inanıyor.

Azerbaycan, 26-28 Şubat 1992 tarihlerindeki Hocalı olayını ticari bir markaya dönüştürerek, bu iki etkinliği, deyim yerindeyse uyumlu hale getirmeye çalışıyor.

Hâlbuki o ülkenin yetkilileri tarafından reklam edilen Hocalı veya gerçekte Ağdam olayının, Sumgait ve Bakü katliamları gibi, Ermeni yanlısı devlet politikasının devamı olarak devlet düzeyinde açıkça planlandığını, son iki olayda hedefte Ermenilerin, Hocalı’da ise kendi vatandaşlarının olduğu, Azerbaycanlılar tarafından da ortaya çıkartılmıştır.

Şubat 1988’de Sovyet Azerbaycan hükümetinin Sumgait’te düzenlediği, Ermenilere yönelik soykırım ve zorla tehcir politikası Bakü ve Gence’de devam etti.

“Azerbaycan SSC Ermeni Mülteciler Konseyi” koordinatörü Mariam Avagyan’a göre Sumgait, bugüne kadar “sessiz bir çan kulesi”.

“Ermeni’lerin yeni Sumgait’lerle karşılaşabileceği gerçeği, Ermenilerin akıllarını başlarına almasını gerektiriyor.

İnsanın kendine gelmesi için ise, buna karşı koymaya hazırlanması gerekir.”

Hem Sovyet hem de Sovyet sonrası Azerbaycan yetkililerinin politikasında hiçbir şey değişmedi, Ermenileri imha politikasının üstünü her türlü yöntemle örttüler, bunun yerine 26-28 Şubat 1992 tarihlerinde yaşanan Hocalı olaylarını, Hocalı’daki olayların gerçek yüzünü çarpık bir aynada sunarak, yalanlarla süslediler.

Hocalı, Azerbaycan için ticari bir marka haline geldi.

Bugün de aynı.

Uzmanlar, Azerbaycan yönetiminin bu tür propaganda blöfleriyle uluslararası toplumun dikkatini her zaman Sumgait suçunun kınanması konusundan uzaklaştırmaya çalıştığını belirtiyor.

Azerbaycan propaganda makinesi bugünlerde dünyanın farklı yerlerinde sözde Hocalı olaylarını, gerçekte ise Ağdam olaylarını haykırarak tahrif geçit törenine devam ediyor.

Bu arada Mariam Avagyan’a göre Ermeni tarafı, Sumgait’te 1915 soykırımının devam ettiği gerçeğini gündeme getirmek için hiçbir şey yapmadı.

“Azerbaycan SSC Ermeni Mülteciler Konseyi” koordinatörüne göre, Sumgait katliamı bugün dahi fazlasıyla gündemde.

Mariam Avagyan 2020’de savaş sırasında Rusya Devlet Başkanı’nın Sumgait olaylarından üç kez bahsetmiş olduğunu hatırlatıyor, fakat acı çektiği için değil, Ermeni meselesini Aliyev ve Erdoğan’a yüksek bedelle satmak istediği için.

  “Savaşın sıcak günlerinde cumhurbaşkanının, 1915’e bağlayarak Sumgait’ten üç kez bahsetmesi, Rusya Federasyonu için gündem teşkil ediyor ve 1915 ile Sumgait 1920 arasındaki doğrudan bağlantıyı görüyorken, biz neden görmüyoruz?”,- diyor Mariam Avagyan.

Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, Sumgait’te Ermenilere yönelik katliamın 35. yıl dönümü münasebetiyle yaptığı açıklamada, Azerbaycan makamlarının önceden planladığı katliamların, Dağlık Karabağ halkının tarihi vatanlarında onurlu ve barışçıl bir şekilde yaşamak konusundaki medeni mücadelesini vahşice bastırmak amacıyla gerçekleştirildiğini bildirdi

“Ulusal kimlik temelinde işlenen bu toplu katliam, Avrupa Parlamentosu’nun ilgili kararlarının kabul edilmesi de dâhil olmak üzere, uluslararası toplum tarafından geniş bir tepki aldı ve kınandı.

Lakin katliamın gerçek organizatörleri ve failleri sorumluluktan kaçınmakla kalmadı, aynı zamanda cezasızlık ve müsamaha ortamından cesaretlenerek, Bakü, Kirovabad ve Azerbaycan’ın Ermeni nüfuslu diğer bölgelerinde, Ermenilere yönelik yeni pogromlar ve katliamlar gerçekleştirerek yeni bir Ermeni nefreti ve hoşgörüsüzlüğü dalgası yarattı.

Bu kanlı olaylar sonucunda yüz binlerce Ermeni, mal ve mülklerini geride bırakarak hızla evlerini terk etmek zorunda kalmış ve yıllar boyunca ihlal edilen haklarını hiçbir şekilde kullanma şansı bulamamışlardır.”

“Azerbaycan SSC Ermeni Mülteciler Konseyi” koordinatörü Mariam Avagyan, SSC Merkez Komitesi’nin bu olayları bir zamanlar soykırım olarak tanımladığı ve bu değerlendirmenin hala geçerli olduğundan dolayı, açıklamaların da ağırlıklı olarak siyasi olması gerektiğine inanıyor.

“Bu konuda konuşmamız, her gün konuşmamız ve çalışmamız, propaganda imkânları yaratmamız gerekiyor.

Vatanımızın bu parçası üzerinde yaşamak ve hayatta kalmak istiyorsak, başka seçeneğimiz yok.

Hocalı’da Müslüman Gürcüler olan, Meshet Türklerinin öldürüldüğünü ve Ayaz Mutalibov’un kendisinin bu konuda bazı Azerbaycanlı gazetecilerle konuştuğunu belirtmek gerekir.

Bunları anlatmalıyız, biz ise sahayı boş bıraktık, İlham’a Ermenilerle ilgili yalan söylemleri dünyaya sunması için bütün imkân ve avantajları sağladık.

İşte bundan bahsediyoruz.”

Azerbaycan’ın Ermeni nefreti politikasını inceleyen ve yeterince kanıt toplamış olan Angela Elibegova, Azerbaycan ile enformasyon mücadelesinde kendimizi yeniden konumlandırmak için zamanımızın olmadığını vurgulamaktadır.

“Tüm veri tabanı oluşturulmuştur.

Her şey hazır, sadece doğru kullanmak gerekiyor, doğru kanallarda, hem ülke içinde hem de ülke dışında yaymak gerekiyor.

Sorunun ne olduğunu anlamıyorum.”

Ermenistan Devlet Bakanı danışmanı Artak Beglaryan, Sumgait’in yıldönümüne atıfta bulunarak şunları kaydetti:

“Azerbaycan’da Ermenilere yönelik ırkçı nefret politikası devam ediyor ve derinleşiyor ve bunun en canlı tezahürlerinden biri 2020’deki acımasız savaş ve günümüzde 78 günlük Artsakh kuşatmasıdır.

İnsanlığa karşı işlenen bu suçlar, gereğince cezalandırılmadıkça, Azerbaycan ve Türkiye, medeni dünyayı tehdit eden bu korkunç zincirleme suçları sürdürecektir.”

Uluslararası hukuk uzmanı Taron Simonyan, Sumgait’in, Ermeni Soykırımı’nın bir başka dışavurumu olduğunun kesin olduğunu söylüyor.

Ancak ona göre bugün bu verilerle ayrı bir süreç başlatamayız, çünkü bu davada yargı sürecini başlatabileceğimiz bir mahkeme yok.

“Azerbaycan ve Ermenistan, bağımsızlıktan sonra ve farklı yıllarda uluslararası mahkemelere katıldı.

Örneğin şu anda “Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme” çerçevesinde kullandığımız mekanizma, Sumgait örneğinde yok.

Ancak zincirleme bir politika olarak Sumgait, Bakü, Kirovabad ve diğer tüm soykırım eylemlerinin davaları, bahsettiğim dava çerçevesinde de devam eden mahkeme süreçlerinde sunulmalıdır”,- diyor uluslararası hukuk uzmanı.

Uluslararası ilişkiler uzmanı, “Irk Ayrımcılığına Dair Sözleşme” çerçevesinde sunulan dava metninde bunun yapıldığını belirtiyor ve tüm bunların gelecekte olası diğer mahkeme işlemlerinde de sunulacağına inanıyor.

Örneğin, soykırım suçunun önlenmesi çerçevesinde Azerbaycan aleyhine dava açılırsa, Azerbaycan’ın sürekli bir soykırım politikası yürüttüğünün kanıtlanmasına dayalı olarak sunulması gerekecek önemli verilerdir.

Daha fazlasını göster
Back to top button