ANASİYASET

Azerbaycan, müzakere taktiğini değiştiriyor

Azerbaycan, Türkiye’nin yardımıyla müzakere taktiğini değiştiriyor

Ermenistan-Azerbaycan müzakereleri aktif bir aşamada olmasa da bu konudaki tartışmalar bitmiyor.

İçeriğin yanı sıra, toplantının kimin himayesinde yapılacağı, buluşma yeri ve arabulucunun seçimi de çok önemli bir konudur.

Azerbaycan’ın Brüksel ve Washington’un müzakere platformlarını reddetmesi ve sorunların bölge içinde çözülmesinin önemi üzerinde ısrar etmeye başlamasının ardından, Bakü, özellikle Rusya platformuna veya bölgesel işbirliğinin “3+3” formatına güvenmeye çalışacak izlenimi vermekteydi, özellikle de yaklaşık iki yıllık bir aradan sonra Kasım ayında Tahran’da dışişleri bakanları düzeyinde bir toplantı yapılınca.

Ancak mevcut gelişmelere bakıldığında Bakü, yukarıda belirtilen platformlar doğrultusunda ilerlemekte acele etmiyor, bölge içinde yeni taktiklere güveniyor, yeni vurgular bulmaya çalışıyor ve Türkiye bu politikayı kayıtsız şartsız destekliyor.

Birincisi, Bakü’nün Ermenistan-Azerbaycan müzakere sürecini ikili formata taşıma isteğidir.

Azerbaycan tarafı bu hedefin meşruluğunun artırılması için çalışıyor.

Bakü, Ermeni savaş esirleri ile Ermenistan’da hüküm giymiş Azerbaycanlıların değişimine ilişkin anlaşmayı, müzakerelerin büyük bir sonucu olarak sunuyor ve bunun yalnızca iki ülkenin ortak kararıyla yapıldığını vurguluyor.

Bu, Azerbaycan tarafının başta ABD olmak üzere uluslararası nüfuz sahibi taraflarla ilişkilerinde yukarıda bahsi geçen anlaşmayı manipüle etmesine olanak sağlamakta ve Ermenistan-Azerbaycan müzakerelerinin mümkün olduğunca Amerikan çatısı altında tutulmasından kaçınmayı amaçlamaktadır.

Dahası Bakü, Washington’un düzenli Ermenistan-Azerbaycan görüşmeleri düzenleme önerisine hâlâ direniyor ve Washington’un “taraflı” olduğunu ima ediyor.

Azerbaycan ve Türkiye Dışişleri Bakanları arasında düzenlenen son basın toplantısında Ceyhun Bayramov, ülkesinin her zaman Erivan’la ikili müzakerelerin yanı sıra “tarafsız” üçüncü ülkelerle müzakereleri savunduğunu söyledi.

Elbette, Erivan’ın kabul etmiş olduğu ve beklemede olan Washington’un teklifi dikkate alındığında, Bayramov’un mesajı ABD’ye yönelikti.

Bakü’nün yaklaşımı büyük bir ihtimalle Türkiye’nin tutumundan kaynaklanıyor.

Türk tarafı, Kafkasya’da bölge dışı güçlerin varlığına en üst düzeyde karşı gelmektedir.

Hakan Fidan da, Bakü’de benzer bir duruş sergileyerek, bazı ülkelerin yaklaşımlarını isim vermeden yine “yanlış” olarak nitelendirdi.

Fidan, Ermeni-Türk ilişkilerinin normalleşmesinin tamamen Ermenistan-Azerbaycan sürecine bağlı olduğunu vurgulayarak, “Bölge dışı güçler, bölgede yaratılan dengeyi dikkate alacak ve ilişkilerin normalleşmesine katkı sağlayacak bir politikaya güvenmeli”,- açıklamasında bulundu.

Bu bağlamda Fidan’ın, Bayramov’la düzenlediği basın toplantısında, Ermenistan Başbakanı ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın kurmayları arasında varılan anlaşmaya vurgu yapması dikkat çekici olup, Bakü’nün ortaya koyduğu ikili gündemi destekler niteliktedir.

Bakü’nün dikkat çeken bir diğer önemli vurgusu da, Türkiye’yi Ermenistan-Azerbaycan müzakere masasına dâhil etme girişimi olacak gibi görünüyor.

Azerbaycan tarafının 2020 Karabağ savaşından sonra dahi bunu konuştuğu doğru olmakla birlikte, 9 Kasım’daki üçlü deklarasyonun henüz sağlam temeller üzerinde olduğu dönemde, bölgesel süreçlerde asıl rol Rusya’ya verilmişti.

Şimdi de Azerbaycan, oluşan durumdan yararlanarak, bölge içi denklemde Türk tarafının aktif rol almasını sağlamaya çalışıyor.

Ceyhun Bayramov da Türk mevkidaşı ile yaptığı görüşmede bu konu hakkında konuştu ve Türkiye’nin bölgedeki en önemli devletlerden biri olarak bazı üçüncü ülkelerden (bölge dışı) farklı olarak barış süreciyle çok ilgilendiğini ve Bakü’nün, Türk tarafının daha büyük rol oynama ihtimalini her zaman memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Ankara’nın hem Azerbaycan’da, hem de Türkiye’de çeşitli bilgi ve uzmanlık alanlarında daha fazla dâhil olma girişimleri duyulmaktadır.

Söylenmesi gereken asıl şey, Güney Kafkasya’da uzun vadeli barışın, Ermenistan’ın Azerbaycan ve Türkiye ile normal ilişkileri olması durumunda mümkün olduğu, dolayısıyla bu mantığa göre yukarıda adı geçen ülkeler arasındaki temel sorunların çözülmesi gerektiğidir.

Tabii ki burada, Erivan üzerindeki baskıyı artırma girişimlerinden bahsedilmemektedir.

Bu yaklaşım, Bakü’nün Ermenistan-Azerbaycan sürecini ikili ve belki de üçlü boyuta taşıma mantığına tamamen uymaktadır.

Bunun için de bölge dışındaki ülkelerin Güney Kafkasya süreçleri üzerindeki etkisinin mümkün olduğu kadar etkisiz hale getirilmesi gerekiyor ve bu misyonun Türkiye tarafından üstlenildiği ve Azerbaycan’ın açıklamalarına daha fazla meşruiyet kazandırıldığı görülüyor.

Bu politika yeni değildir, çünkü Türk tarafının Sünik yolu konusunda bayrağı Azerbaycan’dan devraldığını uzun zamandır görüyoruz ve Ankara da konuyu çeşitli uluslararası platformlarda gündeme getirmektedir.

Dolayısıyla, Ermenistan’la şimdilik ABD himayesinde müzakere yapmayı reddeden Azerbaycan’ın, bu boşluğu kendi inisiyatifiyle doldurmaya ve Erivan’la doğrudan temas ihtiyacını ilerletmeye çalıştığı sonucuna varılabilir.

Bakü’nün bu politikasının ne kadar süreceğini, belki de Azerbaycan’a yönelik bir sonraki ciddi baskıya kadar süreceğini söylemek zor, fakat gerçek şu ki Türkiye, Azerbaycan tarafının bu gündemine katılmış görünüyor.

Görünüşe göre Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, diğer amaçların yanı sıra, Amerikan çatısı altında müzakerelerden kaçınmak ve zaman kazanmaya çalışmak için olağanüstü cumhurbaşkanlığı seçimlerine bu bağlamda gidiyor.

Gelecek yıl ise hem Rusya’da hem de ABD’de başkanlık seçimlerinin yapılması bekleniyor.

Daha fazlasını göster
Back to top button