ANADÜNYAEKONOMİSİYASET

Kan ve petrol

Azerbaycan insan hakları alanındaki itibarını nasıl “yeşertiyor”?

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, çevrecilik takviminin en önemli tarihlerinden biri haline geldi.

Dünyanın dört bir yanındaki ülkeler, ilerlemeyi değerlendirmek ve küresel ısınmaya yanıt vermeye yönelik çok taraflı tedbirleri görüşmek için bir araya geliyor.

COP olarak da bilinen yıllık zirve, katılımcılarının zamanımızın en büyük ontolojik tehditlerinden biriyle mücadele ettiği dünyada, iyi olan her şeyi temsil ediyor.

Ancak Newsweek, konferansın kötü amaçlarla da kullanılabileceğini yazdı.

“Örneğin, petrol diktatörü İlham Aliyev tarafından yönetilen ve dünya masasında kendine yer edinmek için doğal kaynaklarını kullanan Azerbaycan’ı ele alalım.

Azerbaycan uzun yıllar boyunca dünyada ticarete açık bir devlet imajı oluşturmaya çalışmıştır ve bu koşullarda petrol ve doğalgaz hayati önem taşımaktadır.

Azerbaycan’ın, kısa görüşlü, yanıltıcı ve tehlikeli bir karar olan, COP29’u Azerbaycan’da gerçekleştirme konusundaki BM kararını kutlamasının nedenlerinden biri de budur.

Basitçe söylemek gerekirse Azerbaycan, COP gibi olaylarla, korkunç çevre sorunlarını ve insan hakları ihlallerini gizlemeye çalışıyor.

BM, Azerbaycan’a böyle bir onur vererek dünyaya yanlış sinyal gönderiyor ve yıllık konferansın ve genel olarak organizasyonun ana misyonuna ve ruhuna zarar veriyor.

Azerbaycan gelecek yıl COP29’a ev sahipliği yaptığında, bunu toplam ihracat gelirinin yaklaşık yüzde 95’ini oluşturan petrol ve gaza büyük ölçüde bağımlı bir ülke olarak yapacak.

Bu üretim, Avrupa Birliği’nin, Rus enerji kaynaklarına bağımlılığını azaltmasına yardımcı olmak için, doğal gaz ithalatının iki katına çıkarılması konusunda Avrupa Komisyonu’nun 2022’de Azerbaycan ile 2027 yılına kadar anlaşma imzalamış olduğu nedeniyle artacak.

COP29 katılımcıları Bakü’ye geldiklerinde, aynı zamanda petrol kirliliği nedeniyle “dünyanın ekolojik açıdan en bozulmuş bölgesi” olarak bilinen bölgeyi ve aynı zamanda dünyanın en kirli yerlerinden birine ev sahipliği yapan bir ülkeyi de ziyaret edecekler.

Azerbaycan’ın petrol ve gazının gezegene yadsınamaz zararlar verdiği inkâr edilemese de, bunların çevre koruma silahına dönüşmesi daha da endişe verici.

Amaçlarını gizlemeye çalışan diğer otokratlar için tehlikeli bir emsal oluşturmayı vaat ediyor.

Azerbaycan, sahte çevre koruma bahanesiyle, Laçin Koridorunu yasadışı abluka altına aldı ve 120.000’den fazla etnik Ermeni’yi Dağlık Karabağ’dan ayrılmak zorunda bıraktı.

Aralarında eski ICC savcısı Luis Moreno Ocampo’nun da bulunduğu birçok önde gelen uzman bunu “soykırım” olarak nitelendirdi.

2020 yılında Ermenistan ile Karabağ savaşı sırasında çevreye zarar veren bir ülkenin sakinleri olan Azerbaycanlı “aktivist” grubu, ablukayı başlatarak, eko-terörizmi protesto ettiklerini iddia etmekteydi.

Bu çatışma sırasında Azerbaycan, sivillerin Azerbaycan saldırılarından saklandığı ormanları yakmak için kimyasal silah kullandı.

Video belgeleri, Azerbaycan ordusunun Dağlık Karabağ’ın bakir ormanlarında beyaz fosfor kullandığını göstermektedir.

COP29’a ev sahipliği yapan Bakü, aynı zamanda Aliyev’in etnik nefret temalı parkı Razmavari Parkı’na da ev sahipliği yapıyor. Park, Aliyev’in 2020’de Ermenistan’a karşı kazandığı zaferi, savaş sırasında ölen Ermeni askerlerden alınan yüzlerce miğferin sergilenmesiyle yüceltiliyor.

Dünya liderleri iklim değişikliği sorununun nasıl çözüleceğini görüşmek için bir araya gelirken, aralarında Dağlık Karabağ’ın eski liderleri ve Ermeni hayırsever Ruben Vardanyan’ın da bulunduğu Ermeni siyasi mahkûmlar, Azerbaycan’ın az ötedeki hapishane hücrelerinde oturuyor olacaklar.

Çevre korunması tarihsel olarak iyilik ve değişim için bir platform olarak kullanılmıştır.

Paris (Paris İklim Anlaşması) ve Kyoto (Kyoto Protokolü) gibi şehirler, çevresel adaletin ve şeffaflık modellerinin sembolü haline geldi.

Ancak çevre koruma, aynı zamanda adaletsizliği örtbas etmek için de kullanılabilir.

Bu yıl COP28’e ev sahipliği yapan Birleşik Arap Emirlikleri, konferansı, ABD Başkan Yardımcısı Albert Gore gibi iklim savunucularının eleştirilerine maruz kalan insan hakları ve çevre koruma konusundaki itibarını kurtarmak için kullandı.

Azerbaycan bu senaryoya başvuran son ülke oldu.

Bu nedenle çevre koruması ve insan hakları birbirini dışlayan kavramlar değildir.

Bu, Aliyev gibi diktatörlerin doğal kaynaklarını, yasadışı savaşlarını ve silahlı saldırılarını finanse etmek için kullanmalarına ve ardından sözde meşruiyet arayışı içinde uluslararası forumların arkasına saklanmalarına olanak tanıyor.

Birleşmiş Milletler gibi güvenilir devlet kurumlarının bu tür olaylarda insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü sağlama sorumluluğu vardır.

Bu tür toplantılara ev sahipliği yapan ülkelerin, kendi ülkeleri ve insanlarının iyi yöneticileri olmasını beklemeliler.”

Daha fazlasını göster
Back to top button