ANASİYASET

Carnegie: Paşinyan’ın zaferi Güney Kafkasya’da barış fırsatını korudu

Ermenistan’daki seçimlerin ardından Başbakan Nikol Paşinyan’ın yeniden iktidara gelmesi, Güney Kafkasya’nın geleceğini şekillendirebilecek barış sürecinin devamı açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirildi.

Carnegie tarafından yayımlanan değerlendirmede, Paşinyan’ın zaferinin Azerbaycan ile barış anlaşmasına ulaşma, Türkiye ile ilişkileri normalleştirme ve Ermenistan’ın bölgesel ile Batılı ekonomik ağlara entegrasyonunu sürdürme olasılığını koruduğu belirtildi.

Analizde, Paşinyan’ın seçimleri açık farkla kazandığı ancak elde ettiği sonucun, Azerbaycan’ın nihai barış anlaşmasının imzalanmasından önce talep ettiği anayasal değişiklikleri gerçekleştirmek için gerekli siyasi yetkiyi sağlamaya yetmeyebileceği ifade edildi.

Buna rağmen, bu durumun süreci geciktirmek için bir gerekçe oluşturmaması gerektiği vurgulandı. Aksine, daha sınırlı bir siyasi yetkinin, Azerbaycan, Türkiye, ABD ve Avrupa’nın barışın somut faydalarını halka gösterecek adımlar atmasını daha da önemli hale getirdiği kaydedildi.

Değerlendirmede, barış sürecinin durması halinde uzlaşmaya karşı çıkan çevrelerin güç kazanacağı ve Ermeni toplumunun çözüm sürecini giderek daha fazla tek taraflı taviz olarak göreceği uyarısında bulunuldu. Buna karşılık, açık sınırlar, ticaret, yatırımlar, enerji bağlantıları ve yeni ekonomik fırsatlar gibi somut kazanımların uzun vadeli barışa toplumsal desteği artırabileceği belirtildi.

Analizde ayrıca yaklaşan NATO zirvesinin diplomatik bir fırsat sunduğu ifade edildi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde, ABD Başkanı Donald Trump, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ilham Aliyev arasında bir görüşme düzenlenmesinin barış sürecinin ivmesini korumasına katkı sağlayabileceği savunuldu.

Yazıda, ilk somut adım olarak Türkiye-Ermenistan sınırının doğrudan ticaret ve üçüncü ülke vatandaşlarının geçişi için açılması önerildi. Bu adımın, bölge halklarının normalleşmenin somut faydalarını görmesini sağlayacağı ve kalıcı barış için gerekli siyasi ve ekonomik zeminin oluşmasına katkıda bulunacağı ifade edildi.

TRIPP ve Yeni Paradigma

Barış yolunda kaydedilen ilerleme, Güney Kafkasya için yeni bir sayfa açıyor. 8 Ağustos 2025’te ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ilham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı ağırladı. Liderler burada ortak bir deklarasyon imzalayarak, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Ermenistan-Azerbaycan barış sürecini nihai sonuca her zamankinden daha fazla yaklaştırdı.

Barış anlaşması parafe edilmiş olsa da henüz nihai olarak imzalanmış değil ve çözüm bekleyen bazı karmaşık meseleler varlığını koruyor. Buna rağmen sürecin yönü açıktır: Güney Kafkasya, savaşların, bölünmüşlüğün ve tarihsel güvensizliğin yerini bağlantısallığa, karşılıklı bağımlılığa ve ortak ekonomik çıkarlara bırakmasına her zamankinden daha yakın durumda.

Bu fırsatın kaçırılmaması gerekiyor. Bölgenin ihtiyaç duyduğu şey, yeni bir donmuş diplomatik süreç değil, bir barış ekonomisidir.

TRIPP (Uluslararası Barış ve Refah için Trump Yolu), bu çabaların merkezinde yer alabilir. Coğrafi olarak rota, Ermenistan’ın güneyinden geçerek Azerbaycan’ı Nakhicevan’a bağlayan bir güzergâhı ifade ediyor. Stratejik açıdan ise bu hat, Hazar Havzası, Orta Asya, Güney Kafkasya, Türkiye ve Avrupa’yı birbirine bağlayan daha geniş bir ulaştırma, enerji, dijital altyapı ve ticaret ağının parçası olabilir.

Doğru şekilde hayata geçirildiği takdirde TRIPP, bir tarafın diğerinin zararına fayda sağladığı bir koridor olmamalıdır. Aksine, egemenlik, karşılıklılık ve ortak çıkar ilkelerine dayanan daha kapsamlı bir Güney Kafkasya ekonomik uzlaşısının başlangıcı haline gelebilir.

Türkiye’nin Rolü ve NATO Zirvesi

Turkey bu süreçte özel bir konuma sahiptir. Ankara uzun yıllar boyunca Ermenistan ile normalleşmeyi Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerindeki ilerlemeye bağladı. Bugün ise bu iki süreç birbirini güçlendirmelidir.

Türkiye-Ermenistan sınırının ticarete ve üçüncü ülke vatandaşlarının geçişine açılması, Ermenistan’a verilmiş bir taviz değil; bölgesel istikrara, Orta Koridor’a ve Türkiye’nin stratejik etkisinin güçlenmesine yapılmış bir yatırım olarak görülmelidir.

Ankara yalnızca bir NATO zirvesine ev sahipliği yapan şehir değil, aynı zamanda bölge liderlerinin sınırların açılması, TRIPP projesinin hızlandırılması ve ticaret, ulaştırma, enerji, dijital altyapı ile yatırım alanlarında daha geniş iş birliğini başlatacak somut adımlar üzerinde uzlaşabilecekleri tarihi bir platform da olabilir.

Herkes Kazanıyor

Böylesi bir iş birliği mantığı oldukça açıktır. Güney Kafkasya, Karadeniz havzasından Orta Asya ve Orta Doğu’ya uzanan jeopolitik kuşağın merkezinde yer almaktadır. Savaşların, yaptırımların ve krizlerin küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığını ortaya koyduğu bir dönemde, bölgenin coğrafi konumu önemli bir avantaja dönüşebilir. Barışçıl ve birbirine bağlı bir Güney Kafkasya, Orta Koridor’u güçlendirebilir, Doğu ile Batı arasındaki ticaretin dayanıklılığını artırabilir ve ticaret, enerji ile dijital bağlantılar için yeni güzergâhlar oluşturabilir.

Azerbaycan açısından bu süreç, askeri zaferi siyasi bir başarıya dönüştürme ve Cumhurbaşkanı Ilham Aliyev’in siyasi mirasını güçlendirme fırsatı sunmaktadır. Ermenistan için ise mesele daha varoluşsal bir nitelik taşımaktadır. Başbakan Nikol Paşinyan’ın siyasi vizyonu, Ermenistan’ın uluslararası alanda tanınan sınırları içinde, dış koruyuculara bağımlı olmadan ve komşularıyla sürekli çatışma yaşamadan egemen, güvenli ve müreffeh bir ülke olabileceği fikrine dayanmaktadır. Bu hedefe ulaşmak için açık sınırlar, ticaret, yatırımlar ve altyapı gelişimi hayati önem taşımaktadır.

Türkiye açısından da Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi uzun vadeli ulusal çıkarlarla örtüşmektedir. Bu durum Türkiye’nin bölgesel ulaştırma merkezi rolünü güçlendirecek, Orta Koridor hedeflerine katkı sağlayacak ve Ankara’nın Güney Kafkasya’daki etkisini artıracaktır.

Sadece Yollar Değil

Bununla birlikte bağlantısallık yalnızca kara yolları ve demiryollarıyla sınırlı kalmamalıdır. Gerçek bir uzlaşı, daha derin bir ekonomik temele ihtiyaç duyar. Savaş sonrası Avrupa’da kömür ve çelik nasıl uzlaşının temelini oluşturduysa, Güney Kafkasya’da da enerji ve dijital ekonomi benzer bir rol üstlenebilir.

Ermenistan büyüyen bir teknoloji sektörüne ve güçlü bir insan sermayesine sahiptir. Azerbaycan önemli enerji kaynaklarına sahip olmasının yanı sıra yapay zekâ ve veri merkezleri alanında bölgesel bir merkez olmayı hedeflemektedir. Türkiye ise güçlü sanayi altyapısı ve Avrupa pazarlarına erişimiyle öne çıkmaktadır.

Bu avantajlar bir araya geldiğinde; veri merkezleri, Hazar Denizi üzerinden geçen dijital koridorlar, enerji ve lojistik bağlantıları ile Orta Asya’yı Avrupa’ya daha istikrarlı bir Güney Kafkasya üzerinden bağlayacak yeni tedarik zincirleri gibi bölgesel projelerin gelişmesini sağlayabilir.

Bu yaklaşımın ekonomik açıdan uygulanabilir olduğuna dair işaretler şimdiden görülmektedir. Ermenistan’da yapay zekâ ve veri merkezi projelerine yapılan son yatırımlar, özellikle de NVIDIA’nın yer aldığı girişimler, bölgenin küresel teknoloji şirketlerini çekme potansiyelini ortaya koymaktadır. Bölgesel bir yaklaşım benimsenmesi halinde bu tür projeler, her ülkenin kendi güçlü yönleriyle katkı sunduğu ve karşılığında ekonomik fayda elde ettiği ortak bir ekonomik mimarinin parçası haline gelebilir.

Yazarlar, Ermenistan ve Azerbaycan’ın daha fazla stratejik özerklik arayışında olduklarını, ancak coğrafyanın belirleyici önemini koruduğunu vurgulamaktadır. Bölge, hem ABD ve Avrupa’nın önem verdiği Doğu-Batı projeleri hem de Rusya ve İran açısından stratejik öneme sahip Kuzey-Güney koridorları için kritik bir konumdadır. Bu nedenle yeni bölgesel düzen hiçbir aktöre karşı şekillendirilmemeli; açık, kapsayıcı ve ticaret, kalkınma ile bağlantısallık ilkelerine dayalı olmalıdır.

Bu stratejinin başarılı olabilmesi için ABD, Avrupa Birliği, Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan’ın çabalarını eşgüdüm içinde yürütmesi gerekmektedir. Bu kapsamda ilerlemeyi takip edecek, engelleri kaldıracak, yatırımları teşvik edecek ve gümrük sistemlerinin modernizasyonu, sınır altyapısının geliştirilmesi, ulaşım bağlantıları, enerji iş birliği, dijital yatırımlar ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin desteklenmesi gibi somut projeleri hayata geçirecek kalıcı bir iş birliği mekanizmasının oluşturulması önerilmektedir.

Yazarlar farklı tarihsel deneyimlere sahip olsalar da ortak bir görüşü paylaşmaktadır: Mevcut fırsat kaçırılmamalıdır. Güney Kafkasya’da barış, yalnızca diplomatik müzakerelerin ya da ulaştırma koridorlarına ilişkin teknik tartışmaların konusu olarak kalmamalıdır. Barış; açık sınırlar, ticaret, seyahat, yatırımlar, enerji bağlantıları ve insanlar arasındaki ilişkilerin yeniden kurulması yoluyla günlük yaşamda hissedilir hale gelmelidir.

Ermeniler, Azerbaycanlılar ve Türkler için tercih, hafıza ile barış arasında değildir. Asıl soru, tarihsel hafızanın ve önyargıların toplumları geçmişe mahkûm etmeye devam edip etmeyeceği ya da tarihin artık bölgenin gelişimini sınırlamadığı bir geleceğin inşa edilip edilmeyeceğidir.

Ermeniler, Azerbaycanlılar, Türkler ve bölgedeki tüm halklar; çatışmalardan, düşmanlıktan ve rekabetten uzak daha iyi bir geleceği hak etmektedir. Ağır bir geçmişe ve farklı tarihsel anlatılara rağmen, birlikte yaşama, karşılıklı etkileşim, ticaret ve komşu halklar arasında barışçıl ilişkiler temelinde yeni bir gelecek kurmak mümkündür.

Çatışmaların giderek kaçınılmaz görüldüğü bir çağda Güney Kafkasya, bunun aksini kanıtlama fırsatına sahiptir. Ermenistan’daki seçimler yeni bir kalkınma döneminin başlangıcı olabilir. TRIPP projesi ve bölgesel bağlantısallığı güçlendiren diğer girişimler ilerletilmeli; ekonomik karşılıklı bağımlılık uzlaşmaya, uzlaşma ise ortak refaha dönüştürülmelidir.

Daha fazlasını göster
Ayrıca oku
Close
Back to top button