
Altın Kayısı Uluslararası Film Festivali kapsamında yönetmen Antonin Baudry imzalı biyografik drama “De Gaulle’ün Savaşı” filminin Yerevan prömiyeri gerçekleştirildi. Fransa’nın ardından film ilk kez Ermenistan’da gösterime girdi. II. Dünya Savaşı’nı konu alan yapımda Charles de Gaulle’ü, Fransız sinema ve tiyatrosunun prestijli Molière ve César ödüllerinin sahibi, oyuncu, yönetmen ve oyun yazarı Simon Abkarian canlandırıyor.
1940 yılında Fransa, teslim olma ve ulusal kimliğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalırken, tam da bu belirsizlik ve umutsuzluk ortamında direniş doğuyor. O dönemde pek tanınmayan General Charles de Gaulle, Özgür Fransa Hareketini başlatmak üzere Londra’ya gidiyor.
Fransız sinema tarihinin en yüksek bütçeli projelerinden biri olan “De Gaulle’ün Savaşı”, Yerevan’da izleyiciyle buluştu. Film Fransız devlet adamı Charles de Gaulle’ün yaşamını anlatırken, karaktere Fransız-Ermeni sanatçı Simon Abkarian hayat veriyor.
Filmin yönetmeni Antonin Baudry, “De Gaulle’ün Savaşı” ve “De Gaulle: Özgürlük” filmlerinin trajedi ve komedi olarak değerlendirilebileceğini, ancak her iki yapımda da trajedinin ağır bastığını söyledi.
“Aslında film, bir ülkeyi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığımızda neler hissettiğimizi anlatıyor. Bu filmin Ermenistan’da gösteriliyor olmasından mutluyum; çünkü Ermeniler direnişin ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Filmi burada göstermemizin ikinci nedeni ise Simon. Projeye başladığımda Charles de Gaulle’ü canlandıracak doğru oyuncuyu bulmanın en büyük zorluklardan biri olacağını biliyordum.”
Baudry, ABD Başkanı Franklin Roosevelt hakkında anlatılan eski bir hikâyeyi de paylaştı. Buna göre Roosevelt, Charles de Gaulle hakkında bir film çekmek ister ve senaryoyu yazması için genç William Faulkner’a başvurur. Faulkner birkaç senaryo kaleme alır. Senaryolar beğenilir, ancak yapımcılar uygun bir oyuncu bulunamadığı gerekçesiyle De Gaulle karakterinin filmden çıkarılmasını önerir.
“Simon çok açık bir tercihti. Bence o, tüm Fransızlara Charles de Gaulle’ün gerçekte kim olduğunu gösterdi.”
Yönetmen, birçok yapımcının farklı ünlü oyuncular önerdiğini, ancak kendisinin başından itibaren doğru ismin Simon Abkarian olduğuna inandığını belirtti.
Simon Abkarian ise De Gaulle’ün hikâyesini iyi yazılmış bir trajedi olarak gördüğünü ifade etti. Ona göre film; özgürlük, onur, mücadele, insanlık, kahramanlık ve vatana duyulan sevgi üzerine kurulu.
“Üç hafta boyunca arşivlere, röportajlara ve belgesel görüntülerine kapandım. Ancak bir gün bunun bir taklit olmayacağına karar verdim. Bilgisayarımı kapattım ve asıl işime, yani hayal kurmaya yöneldim. Elimdeki tüm malzemeyi özümsedim ve karaktere kendi bedenimi ve sesimi verdim.”
Bu, Simon Abkarian’ın Fransız ulusal kahramanı Missak Manuşyan’ın ardından canlandırdığı ikinci tarihi kişilik oldu.
1980’li yılların başında ABD’de başlayan sanat yolculuğunu uluslararası başarıya taşıyan Abkarian, bugün memleketinde kültürel köklerin ve sanatsal vizyonun önemine dikkat çekti.
“Ermeni halkı ve sanatçıları için en önemli konu bu vizyon olmalı. Elimizde sayısız değer var. Büyük bir kültürel mirasın üzerinde oturuyoruz. Tarihimiz, edebiyatımız, şiirimiz ve müziğimiz var. Çok yetenekli bir genç kuşağımız bulunuyor. Hem Ermenistan’daki hem de diasporadaki varlıklı Ermenilerin bu gençlerin hayal dünyasını geliştirmelerine destek olması gerekiyor.”
Abkarian, gelecekte Celaleddin Rumi ya da Platon gibi tarihi şahsiyetleri canlandırmayı hayal ettiğini de söyledi. İnsanların yeniden konuşabildiği, tartışabildiği ancak diyaloglarının temelinde sevginin yer aldığı bir döneme dönülmesi gerektiğini belirten sanatçı, “Hepimizin sevgiye ihtiyacı var.” ifadelerini kullandı.
Erivan prömiyeri sırasında Simon Abkarian’a, dünya sinemasına yaptığı katkılar ve Ermenistan-Fransa kültürel ilişkilerinin geliştirilmesine sunduğu destek nedeniyle Ermenistan Eğitim, Bilim, Kültür ve Spor Bakanlığı’nın Altın Madalyası takdim edildi.
Abkarian ayrıca Altın Kayısı Uluslararası Film Festivali’nin onursal “Usta” (Master) ödülüne de layık görüldü.







