
Varşova’da 6–7 Ekim tarihleri arasında “Stratejik Diyalog: Ermenistan – NATO’nun Doğu Kanadı” başlıklı konferans düzenlendi. Etkinlik, Juliusz Mieroszewski Diyalog Merkezi ile Ermenistan Güvenlik Politikaları Araştırma Merkezinin ortak girişimiyle, NATO Barış ve Güvenlik için Bilim Programının desteğiyle gerçekleştirildi.
Konferansa Polonya, Ermenistan, Bulgaristan, Letonya, Finlandiya, Çekya, ABD ve Türkiye’den uzmanlar, akademisyenler ve gazeteciler katıldı. Bu etkinlik, Ermenistan-NATO ilişkilerinin diğer bölgesel eski Sovyet ülkelerinden bağımsız olarak ele alındığı ilk toplantı oldu.
Görüşmelerde özellikle bölgesel durum, Ermenistan’ın dış politika yönelimi ve son iki-üç yılda Batı ülkeleriyle ilişkileri derinleştirmeye yönelik yaşanan kalıcı jeopolitik değişiklikler ele alındı. Katılımcılar ayrıca Ermenistan’ın NATO ile ilişkilerinin niteliği ve potansiyelini tartıştı; bu çerçevede Ermenistan’ın resmen KGAÖ üyesi olması da dikkate alındı.
Gündemdeki konulardan biri de, Rusya’dan gelen hibrit tehditler ve yaklaşan seçimler ışığında Ermenistan’ın direnç kapasitesini güçlendirecek mekanizmalar oldu. Moldova örneği özellikle vurgulandı: Avrupa entegrasyonunu savunan bir partinin, Rusya’nın yoğun bilgi operasyonlarına rağmen AB’nin aktif desteğiyle seçimleri kazanabilmesi dikkat çekici bir örnek olarak sunuldu.
Katılımcılar, benzer bir süreçten geçmekte olan Ermenistan’ın da Batı’nın güçlü desteğine ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Konferansta ayrıca Doğu Avrupa’da, özellikle de Baltık ülkelerinde kurulan NATO siber güvenlik merkezlerinin deneyimine dikkat çekildi. Litvanya’daki Ulusal Siber Güvenlik Merkezi ve Estonya’daki Mükemmeliyet Merkezi (Centre of Excellence for Cyber Defence Cooperation) örnek gösterilerek bu yapılarla iş birliğinin Ermenistan için faydalı olabileceği vurgulandı.
Etkinlikte, USAID’in ülkeden çekilmesinin ardından Ermenistan’daki bağımsız medya kuruluşlarının ciddi bir krizle karşı karşıya kaldığı, Rusya’nın bilgi alanındaki aktif müdahalelerinin ve “bilinmeyen” kaynaklı yeni medya platformlarının ortaya çıktığı kaydedildi. Katılımcılar bunun ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu, buna yalnızca bağımsız ve kaliteli medyaya güçlü destekle karşı durulabileceğini belirtti.
Avrupalı katılımcılar ayrıca Ermenistan’ın Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltmanın önemine değindi. Bununla birlikte, Karadeniz’in altından geçecek elektrik kablosu projesinden (Black Sea Energy) Ermenistan’ın dışarıda kalmasının, ülke için stratejik bir kayıp olduğu vurgulandı. Söz konusu proje Gürcistan ve Azerbaycan’ın enerji ağlarını Avrupa Birliği’ne bağlayacak. Eğer Ermenistan bu sürece dahil olsaydı, güneş enerjisi rezervlerini kullanarak elektrik ihraç etme ve aynı zamanda gerekli elektriği ithal etme imkânına sahip olacak, böylece şebeke istikrarı ve kayıpların azaltılması sağlanacaktı.
Ermenistan-Türkiye ilişkilerine dair panelde, konunun genellikle bölgesel gündem bağlamında ele alındığı belirtildi. Ermeni katılımcılar, Türkiye’nin Ermenistan’a yönelik politikasının artık bağımsız karakterini kaybettiğini ve Azerbaycan’ın dış politikasının bir uzantısına dönüştüğünü dile getirdi.
Türk katılımcılar ise, Ermenistan-Azerbaycan sürecinde önemli ilerlemeler kaydedildiğini, Türk-Ermeni ilişkilerinin nihai çözümünün de bu sürece bağlı olduğunu (sınırların açılması, diplomatik ilişkilerin kurulması vb.) ifade etti.
Ayrıca Azerbaycan’ın Ermenistan Anayasası’nın önsözüne ilişkin talebinin Türkiye’nin yaklaşımıyla örtüştüğü belirtildi. Bu talep, Bağımsızlık Bildirgesi’nin 11. maddesinde yer alan “Batı Ermenistan” ifadesine dayanıyor. Ancak Türk tarafı bu konuda doğrudan değil, Azerbaycan üzerinden hareket ediyor ve Ermenistan’a herhangi bir resmi talepte bulunmuyor.
Ermeni uzmanlar, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin Ermenistan-Azerbaycan normalleşme sürecinden ayrıştırılması gerektiğini vurguladı. Onların değerlendirmesine göre, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinde siyasi normalleşme ve elde edilecek olumlu sonuçlar, Ermenistan-Azerbaycan barış sürecine yalnızca olumlu katkı sağlayabilir.
Toplantıda ayrıca, Ermenistan-Türkiye normalleşmesinin yalnızca Güney Kafkasya’da Rusya’nın etkisinin azalmasının anahtarı olmadığı, aynı zamanda Orta Asya’da benzer bir etkinin sağlanması ve Doğu-Batı ekseninde verimli ticari ve ekonomik işbirliği için de kritik önem taşıdığı belirtildi.
Katılımcılar, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin siyasi ve devletler arası bir süreç olduğunu vurgulayarak, bu çerçevede sınırların açılması, ulaşım yollarının normalleşmesi, diplomatik ilişkilerin kurulması ve devletlerarası gündeme ilişkin konuların görüşülebileceğini ifade etti.
Ermeni Soykırımı meselesinin ise bu siyasi normalleşmenin bir parçası olamayacağı, tarafların bu konuda farklı tarihsel yaklaşımlara sahip olduğu hatırlatıldı. Bu nedenle konu, devletlerarası siyasi uzlaşı değil, toplumlar arası gelecekteki uzlaşma sürecinin bir parçası olarak değerlendirildi. Uzmanlar, siyasi normalleşmenin ilerlemesiyle bu konuda da daha yapıcı bir atmosferin oluşabileceğini belirtti.
Türk katılımcılar ise son on yıllarda Türkiye’de Ermeni Soykırımı konusundaki tartışmaların daha serbest hale geldiğini, geniş bir literatürün erişilebilir olduğunu, bu literatürün bir bölümünün de soykırım gerçeğini kabul ettiğini dile getirdi. Ayrıca, Erdoğan’ın 24 Nisan mesajlarının bundan yıllar önce hayal dahi edilemeyecek bir gelişme olduğunu hatırlattılar.
Toplantıda ayrıca Kars–Dilucu–Nahçıvan demiryolu hattının inşası ve bölgesel ulaşım ağlarının devreye girmesiyle Avrupa–Türkiye–Ermenistan–Azerbaycan–Orta Asya bağlantısının kurulması meselesi de gündeme geldi.
Ermeni tarafı, Türkiye ve Azerbaycan’ın bu konudaki açıklamalarının ve projelerinin popülist nitelik taşıdığını, coğrafi ve siyasi gerçekleri çoğu zaman göz ardı ettiğini vurguladı. Örnek olarak, Kars–Nakhicevan–Bakü demiryolu hattı gösterildi. Türk ve Azerbaycanlı yetkililer bu hattı iki ülke ve Orta Asya arasında “en kısa güzergâh” olarak tanımlasa da, mevcut diğer alternatif güzergâhların — Kars–Akhalkalaki–Bakü, Kars–Gümri–Alaverdi–Tiflis–Bakü ve potansiyel Kars–Vanadzor–Fioletovo–Gazakh–Bakü hatlarının — daha kısa olduğu belirtildi.
Sonuç bölümünde vurgulandı ki, Ermenistan tarihî bir dönüm noktasında bulunuyor. Bu dönem, ülkeye Batı ile ilişkilerini güçlendirme ve komşu ülkelerle ilişkilerini normalleştirme fırsatı sunuyor.
Bununla birlikte Ermenistan’ın, NATO ile kurumsal iş birliği çerçevesinde daha güçlü destek ve mevcut eğilimleri pekiştirecek çözümlere ihtiyaç duyduğu kaydedildi. Özellikle Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi, bu süreçte Türk tarafından daha cesur ve kararlı adımlar atılmasını gerektiriyor.
Ayrıca, hibrit tehditlerle mücadelede uluslararası desteğin önemi vurgulandı. Bu durumun, 2026’da Ermenistan’da yapılacak seçimler ve olası dış müdahaleler bağlamında daha da kritik hale geldiği belirtildi.







