
Yeni jeopolitik gerçeklikler koşullarında Suriye’deki Kürt güçleri neredeyse çıkmaz bir duruma sürüklenmiş olup, bu nedenle mevcut hükümetin şartlarını kabul etmek ve geçmişte sahip oldukları konum ile etki alanlarından taviz vererek uzlaşmaya gitmek zorunda kalmaktadır. Armenpress’e konuşan Kürt Meselesi uzmanı Vahram Petrosyan, son günlerde Suriye’de yaşanan iç siyasi gelişmeleri ve bu bağlamda Kürt faktörünü değerlendirirken bu görüşü dile getirdi.
Petrosyan, “Suriye’de Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından Kürt özerkliği açısından son derece karmaşık ve son derece tehlikeli bir jeopolitik gerçeklik ortaya çıktı. Daha önce Kürtler, Şam, Moskova ve Washington arasında dengeli bir siyaset izliyordu; ancak yeni senaryolarda bu denge çökmüş durumda. Dolayısıyla meselenin derinlemesine incelenmesi, Kürtlerin konumlarında ciddi kayıplar yaşadığını göstermektedir,” dedi.
Petrosyan’a göre Esad rejiminin çöküşü, Şam’da Türkiye’nin desteğini alan Sünni bir koalisyonun iktidara gelmesi anlamına geliyordu. Bunun sonucunda Türkiye, Suriye’nin yeni hükümetinin başlıca hamisi konumuna gelerek mutlak bir dominant güç hâline dönüştü. Bu nedenle Ankara’nın yeni hükümetten en başından itibaren bir numaralı talebi, Suriye Kürdistanı olarak bilinen Rojava’nın etkisizleştirilmesi oldu.
“Daha önce Rusya ve İran, Türkiye’yi sınırlayan unsurlardı; ancak Esad iktidarının düşmesiyle bu kısıtlayıcı mekanizma fiilen ortadan kalktı. Sonuç olarak Kürtler adeta bir mengenenin içine sıkıştı ve iki cephede birden savaşmak zorunda kaldı. Kuzeyden Türk askerî birlikleri, güneybatıdan ise Suriye’nin yeni hükümet güçleriyle karşı karşıya geldiler. Bunun yanı sıra iç demografik ve aşiret yapıları da son derece önemli bir etki yarattı. Kürtler Suriye’de bazı bölgeleri kontrol ediyordu ve hâlen de etmektedir; ancak bu bölgelerdeki çeşitli aşiretler, geçmişte dış faktörlerin varlığı nedeniyle Kürt kontrolünü tolere ediyordu. Günümüzde bu dış faktörler ortadan kalkmış durumda ve Kürtlere yönelik bir etnik temizlik riski ortaya çıkmıştır,” diye ayrıntılandırdı.
Petrosyan ayrıca ekonomik faktöre de dikkat çekerek, Kürtler açısından petrol meselesinin artık bir gelir kaynağından ziyade bir tür “lanet” olarak ortaya çıktığını sözlerine ekledi.
“Kürtler, Esad’ın iktidarda olduğu dönemde ülkenin petrol rezervleri açısından zengin bölgelerinin yaklaşık yüzde yetmişini kontrol ediyordu ve önceki yönetim açısından Kürtlerin bu bölgeleri denetlemesi daha kabul edilebilirdi. Zira er ya da geç onlarla bir uzlaşmaya varılacağını biliyorlardı; oysa bu durum, radikal İslamcı gruplar söz konusu olduğunda mümkün değildi. Önemli gelir kaynaklarından mahrum kalan mevcut hükümet ise durumu düzeltmek, sınırları ve altyapıyı kontrol altına almak istemekte; Kürtler oyunun yeni kurallarına uymazsa, tam bir abluka dâhil olmak üzere sert önlemler almaya hazırlanmaktadır. Kaynaklardan yoksun bırakılma olgusu da Kürtleri Suriye’nin mevcut hükümetiyle anlaşmaya zorlayan etkenlerden biri olmuştur,” dedi Kürt uzmanı.
Petrosyan’a göre son gelişmelerde ABD’nin tutumundaki değişim de önemli bir rol oynamaktadır. Daha önce Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki varlığı, İslamcı terör örgütleriyle mücadele ve İran’ın sınırlandırılmasıyla gerekçelendirilirken, bugün ilk faktör artık öncelikli bir unsur olarak görülmemektedir. İran ise iç gelişmelerle meşgul olması nedeniyle Suriye sürecine eskisi kadar yoğun biçimde dâhil değildir.
“İran’ın varlığı, her ne kadar vekil güçlere destek ve yönlendirme şeklinde kısmen devam etse de, bu ülkenin etkisinin yoğunluğu ve ivmesi ciddi ölçüde azalmıştır. Eğer Suriye’nin yeni hükümeti İran karşıtı, Batı yanlısı ve Türkiye’ye yakın bir çizgide şekillenirse, Washington Kürtlere verdiği desteğin gerekçesini yeniden değerlendirecektir. ABD’nin, büyük olasılıkla Suriye’nin yeni yönetimiyle ilişkilerini sürdürmeye devam edeceğini, bunun işaretlerini defalarca gördük. Bu yaklaşım, İran’ın etkisini nihai olarak azaltma amacını taşımaktadır; bu süreçte Kürt faktörünün feda edilmesi gerekse bile,” diye açıkladı.
Petrosyan’a göre yukarıda belirtilen tüm faktörlerin derinlemesine analizi, Kürtler açısından manevra alanının ciddi biçimde daraldığını göstermektedir. “Bugün mümkün olan, yarın mümkün olmayabilir. Bu nedenle Kürtlerin, en kötü senaryoyu da hesaba katarak doğru anı yakalamaları gerekmektedir. Her hâlükârda, şu anda yürütülen müzakereler ve olası anlaşmalar, stratejik açıdan daha çok konjonktürel bir nitelik taşımaktadır. Taraflar, gerçeklerin her an değişebileceğinin farkındadır. Mevcut Suriye hükümeti kaynaklar açısından daha avantajlı olsa da, onun da geniş bir manevra alanına sahip olduğu söylenemez,” diyerek sözlerini tamamladı.







